Herkesin derdi başka, herkesin derdi ortak esasında
ama Nırvana’ya ulaşım yolu da başka. Nihayetinde herkes para için yaşamaya
başladı, içinde bulunduğumuz yüzyıl bunu gerektiriyor. Yaşadığın süre boyunca
da bir şeylerden keyif alabiliyorsan adına “hayat” diyorsun işte. Gerçi keyif
almak da kişiye göre değişir hani. Kimi Papermoon’da İtalyan yemeği yiyerek ve
Amerikan şarabı içerek, kimi maç
seyrederek, kimi Define’de döner yiyerek keyif alır hayattan. Kimi benim gibi
yazı yazmaktan hoşlanır, kimi yazıyı meslek edinmiştir böyle para kazanır, kimi
ise muhtıra yazar hava kazanır.
Hava deyip geçmeyin önceleri çok şey katar insana,
şöyle bir duruşun değişir, bakışın değişir, elbisenin altından “Hulk”
fırlayacakmış gibi bir izlenim bırakırsın yolda yürürken, belki üç-beş bir
şeyler de damlar Ayvalık’ta ki tatilini uzatırsın. (Ben de özledim ya Cunda’yı
neyse.)
Muhtıra yazmanın havası bir başkadır. Bir anda Kaf
dağının tepesine yerleştiriverirler adamı neler olduğunu sen bile anlayamazsın.
Nasıl ve ne zaman yazdığın önemli değildir, önemli olan yazmış olmandır, ve bunu
“Tutmayın beni kardeşim” edası ile yapabilirsen ne mutlu sana, sen gerçekten
bir muhtıra yazarısın demektir.
Ha bu işin bir de sonrası vardır tabi yani içine hava
girmiş olan her insan gibi bir şekilde o hava seni içerde sıkıştırır ki amiyane
tabirle buna gaz (!) denir ve öyle kolay kolay çıkmaz. Çıktığı zaman da sessiz
çıkmaz. Hani derler ya “Bu işin kokusu yakında çıkar.” diye, işte o koku bu
kokudur.
Ey insan evladı, her türlü ahval ve şeraitte dahi
hayattan keyif almak istiyorsan bu duruma aldırış etmeyeceksin. Senin harcın
değil bu işler. Sen bir vatandaş Rıza’sın onlar ise Yurttaş Cane, öyle değil mi
sayın bir kısım medya? Senin neyine ülkeyi yönetmeye kalkmak vatandaş, tamam
böyle bir fantezin olabilir nihayetinde sende bir insan evladısın ama haddini
bil canım, o kadar da değil.
Sen kim oluyorsun da benim ayrıcalıklarımı kısıtlamak
pardon cumhuriyet değerlerini yıkmak adına sivil anayasa istiyorsun? İstemek bir kenara nasıl cüret edebiliyorsun
da yazabiliyorsun? Doğru söyle yoksa bir yerlerden sana mı işaret geldi? Yok en
son bize işaret gelmişti de biz yazmıştık. Bak o da çok sivil bir anayasadır.
Nihayetinde halk onaylamıştır. Biz de gerektiği zaman demokrasi nedir, nerede
kullanılır ve kaç doz vurulur biliriz.
Muhtıra yazmak farklı bir iştir. Öncelikle destek
gerektirir, arkanda seni yalnız bırakmayacak olan bir takım insanlar olmak
zorundadır. En makbulü de arkandan gelen bir postal sesi olmasıdır. Bu ses seni
aşırı derecede motive eder. Postalın durumu önemli değildir, eski bile olsa iş
görür. Onun adı bile yeter bazı kapıları açmaya ama sen yine de işini şansa
bırakma ve öyle bir yaz ki borsa düşsün, döviz çıksın, birikimlerimiz artsın
yani ne kadar birikimli olduğunu da belli et yazında.
Yalnız dikkat etmen gereken en önemli nokta şudur,
“Hoca Sendromu”. Bir anda ortaya çıkarsın, ardına bakarsın ki hiç kimse
kalmamış sana destek veren. Merak etme zamanı gelince bu sendromu herkes gibi
sende yaşayacaksın, metin ol!
Mamafih senin bundan sonra hayattan keyif
alamayacağının garantisi de yine bu muhtıralardır. Muhtıra, yazılana anında
etki eder, onu sancılı gecelere doğru iter. Okuyanda uykusuzluk baş gösterir,
mide krampları ve ani sinir krizleri ve buna dayalı olarak orta ölçekli şiddet
gösterileri kaçınılmazdır ama bünye bir süre sonra duruma karşı bağışıklık
kazanır.
Muhtıra, yazanı ise kendisine esir eder. Sigara
gibidir muhtıra denilen kağıt parçası. İlk içtiğin sigaranın tadı gibi her
yazında onu ararsın ama nafile, bulamazsın. Sigara gibidir yani öldürmez
süründürür, ölümün ise yıllar sonra gerçekleşir ve giderayak vicdanını
rahatlatmak için gazetelerde boy boy röportajların okunur. Daha öncekiler de
aynı davranışları sergilemişlerdi.
Ve
sakın unutma, muhtıra bir yandan da kumara benzer. Ne yazan kazanır ne de
okuyan. Her zaman olduğu gibi kasa kazanır.